Av. Canset YILDIZ
Ülkemizdeki trafik denetimine dayalı yaptırım uygulamaları, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu ile 2011 tarihli Trafik İdari Para Cezası Kara Tutanaklarının Düzenlenmesinde, Tahsilinde ve Takibinde Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik uyarınca gerçekleştirilmektedir. Son dönemlerde denetim ve ceza uygulamalarında yaşanan artış, itiraz yargılamalarını her zamankinden dikkat çekici hale getirmektedir.
İtiraz Yargılamalarının Basmakalıp Niteliği Mahkemeye Erişim Hakkının İhlalidir.
Araçların güvenli bir şekilde trafiğe çıkmak için gerçekleştirmesi gereken bakım ve muayeneler yahut alkol denetimi dışında sürücülerin trafikte seyir halinde iken emniyet kemeri takıp takmadıkları gibi kuşkusuz önemli ancak vaka bazında nominal düzeyde kabul edilebilecek tutumlara dayalı yaptırım uygulandığı koşullarda; bu yaptırımların bağlı oldukları tutanak tespitlerine karşı vatandaşın delil elde etmek imkanı olmadığından bazen gerçekten hataya dayalı olmasına rağmen bellek hatası sebebiyle, itiraz yönünde tutum sergilenmektedir. İtiraz yargılamaları çoğunlukla idarenin elde ettiği kayıt ve belgelere göre sonuçlandırıldığından, ilgili sürücünün çoğu kez hangi sürüşe ait olduğunu bile tespit etmekte güçlük çektiği bir sürüşe dayanarak uygulanan cezaya rıza göstermesi her zaman kolay olmayabilir.
Yaptırım kararında gün, yer ve saati belirtilse de bu bölgedeki trafik denetimlerinin icra ediliş biçimini etkileyecek faktörlerin (örneğin denetim uyarı levhasının bulunup bulunmadığı, akışta hız limitine ilişkin değişiklik varsa bunun sürücülerce fark edilebilecek şekilde trafik uyarı sistemlerine işlenip işlenmediği ya da çevre şartları açısından sürücü tarafından genel kurallar bağlamında öngörülmesinin beklenip beklenemeyeceği gibi şartların mevcut olup olmadığının tespiti sürücü yönünden mümkün olmayabilir. Bazen de sürücüler kendi sürüşlerine ilişkin yerleşik kanaatleri veya trafik kuralı bilgisi tam olsa da hukuki bilgi eksikliği sebebiyle itiraz etmemektedirler. İtirazın mahkemeye elektronik imza ile veya fiziken mahkemeye gidilerek yapılabiliyor olması da kişileri avukat desteğine dolaylı yoldan mecbur hissettirmekte, itiraz süreci zorlaşmaktadır. Tüm bu hususlar yaptırım uygulamalarının geçerliliğine, hakkaniyete uygunluğuna ve kişilerin trafik idari yaptırımlarına karşı hak arama hürriyetlerine gölge düşürmektedir.
Trafik denetimine dayalı yaptırımın hakkaniyetli olması bahsinde herkesin değerlendirebileceği bir durum hız uyarı levhaları ve denetim cihazının konumlandırıldığı yerlere ilişkin algoritmalardır. Bir diğer örnek, sürüşten kısa bir süre önce alkol almış bir sürücünün kontrol noktasını görünce bir litre su içerek aslında ne yapmaya çalıştığı ile ilgilidir: ağız alkolü faktörü. Ayrıca çok su içilmesi halinde kandaki değerlerin de oynayabileceği değerlendirilmektedir.
Her ne kadar ilgi mevzuatımızda ve yargı kararlarında yer alsa da; ağız alkolünün yaptırıma etkisi gerek mahkemelerce gerekse yaptırımı uygulayan kamu görevlilerince yeterince algılanmış değildir. Bu durum, hukuki bilgi yetersizliği yanında gerçekten kural ihlali yaparak trafik güvenliğini tehlikeye sokan kişilerin bu tip düzenleme ve içtihatları kötüniyetle kullanıp idari yaptırım uygulanmasına haksız bir şekilde karşı koymaları, denetimi güçleştirmeleri veya engellemeleri gibi tutumlardan kaynaklı saha problemlerinden de ileri gelmektedir.
Burada yapılması gereken itiraz iddialarının hem denetim sırasında hem de itiraz ettiğinde mahkeme nezdinde sakin ve makul bir şekilde gözetilmesi, kişilerin ne olursa olsun usulünce ve adil bir şekilde yanıtlanmasıdır. Kişinin hakkını kötüye kullandığının değerlendirildiği hallerde bu da gerekçeli olmalı, basmakalıp itiraz red kararlarından her durumda kaçınılmalıdır. Çünkü bu durum mahkemelere güveni zedeleyen, adaletin tesadüfi veya imkansız bir olgu olduğunu düşündüren sistemi zedeleyici bir tutumdur. Nitekim Anayasa Mahkemesi de alkollü olarak araç kullanma iddiasıyla aleyhe uygulanan idari yaptırım kararına itirazların gerekçesiz olarak reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin 2017/16903 başvuru numaralı ve 27/02/2020 tarihli Serhat Soysalan kararında; “... 32. Hâkimliğin itirazın reddi kararının gerekçesinde -başvurucunun tüm iddialarını gerekçelendirmek zorunda olmamakla birlikte- başvurucunun itirazına temel teşkil eden, sonuca etkili olabilecek iddiası hakkında değerlendirme yapmayarak bunu yanıtsız bırakması verilen kararda yeterli gerekçenin bulunduğunun kabul edilmemesi sonucunu doğuracaktır. Kanun yolu merciinin de esasa dair bir değerlendirme yapmadığı, başvurucunun itirazının reddine karar verdiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. 33. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir. ...” şeklinde hüküm kurmuştur.
Trafik Cezasına İtirazlarda Delil Serbestisi Vardır.
Yukarıda kısaca ifade ettiğimiz gibi mahkemeler trafik denetim şubelerinin kayıtlarına göre karar vermektedir. Oysa “ispata elverişli delil” yaklaşımında daha objektif ve özgür davranılması gerektir. Hukukun ispat kurallarında delil sınırlaması ancak kanunla olabilir. Oysa trafik denetimine ilişkin mevzuatımızda böyle bir sınırlama yoktur, örnekleme vardır. Buna rağmen mahkemeler itiraz eden kişilerin delillerini kabul etmeyi bırakın, değerlendirmemektedir bile.
Örneğin ağız alkolünün ölçülmesi sonucu ehliyeti geçici süreyle geri alınan bir sürücü için tek ispat vasıtası kan tahlili olamaz. Bu sürücünün alkol aldığı yer ile denetimin gerçekleştiği yer arasındaki sürüş mesafe ve süresini yeterli düzeyde ispatladığı koşullarda yaptırımın hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşılabilmelidir. Çünkü sürücüler 0,50 promil üzerinde alkollü sürüşün yasak olduğunu bilmek zorundadırlar ancak ağız alkolünü ve bunu ispatlamanın tek yolunun kan tahlili olduğunu ya da 20 dakikalık ölçüm süresini bilemeyebilirler. Bu bilgisizliğin mevzuatı uygulamakla mükellef kamu ajanları tarafından giderilmesinin sağlanması ya da hukuk düzenince korunması gerektir. Bu açıdan sulh ceza hakimliklerinin delillerin değerlendirilmesi yönüyle aşırı matbulaşması, denetimler ile kişi hakları arasındaki dengeyi kişi aleyhine bozmaktadır. Kişilerin kendi lehlerine delil elde etme imkanının neredeyse hiç bulunmaması, sonuca etki edecek kuvvette delil elde etmiş olsa bile bu delilin mahkemece incelenmemesi, bu anlamda trafik idari para cezasına ilişkin itiraz yargılamalarının son derece matbu sonuçlandırıldığı düşünüldüğünde; verilen kararlara karşı çoğu kez üst mahkemeye başvuru hakkı da bulunmayan vatandaşın trafik idari para cezası yaptırımları ile barışık kalmasını sağlamak güçtür.
Gerçek bir hukuk devletinde yaptırımların yerindeliği kadar aleyhine yaptırım uygulanan kişilerin bu yaptırım kararlarının somut olay bazında ne amaçla ve hangi usullerle gerçekleştirildiğini anlama beklentisi de önemsenir ve hukuken korunur. Bu, idarenin bütün düzenlemelerinin sesli ve uzun anlatımını istemek değildir, takdir yetkisinin gerçekten ve tamamen kamu düzenini tesise yönelmiş olmasını, keyfilikten arındırılmasını sağlamak istemektir. Bu kapsamda örneğin her gün aynı hızla geçtiği caddede sadece bir kez yaptırıma maruz kalan kişinin bu denetimin yerinde olup olmadığından şüphelenmesi ve bunu sorgulamak istemesi doğaldır ve yargı mercilerince abes ya da kötüniyetli karşılanması adalete güveni zedeler.
İdari para cezalarına karşı üst mahkeme başvuru imkanının bulunmaması yani sulh ceza hakimliklerinin verdiği kararların çoğunlukla kesin kararlar niteliğinde olması, kişilere uygulanan sayısız yaptırımın görece denetimsiz kalmasıyla aynı anlamdadır. Bu kapsamda belirli görüş ve muhakemeleri içeren münferit Sulh Ceza Hakimliği kararları yanında Ancak Anayasa Mahkemesi kararları ve elbette İç İşleri Bakanlığının düzenlemiş olduğu yönerge, talimat gibi alt normların ifade ettikleri, bunların kolluk ve yargı birimlerimizce tüm yurtta eşit şekilde benimsenmesi önem arz etmektedir.
Tehlike Boyutu Düşük İhlaller, 0.51 Promil Alkolle Sürüş, Limiti 2-3 Puan Aşan Hız Cezalandırılır mı?
Hangi düzeydeki kural ihlalinin yaptırıma bağlanacağının, ihlalin trafik güvenliğinde ne tür bir tehlike ve düzensizliğe yol açtığının somut yaptırımda anlaşılamaması gibi belirsizlikler trafik denetimlerinin toplum nezdindeki kabulünü etkileyen diğer faktörlerdir.
İdari yaptırımların idari kolluk güçlerinin kamu düzenini tesis etmek üzere gerçekleştirdiği önleyici faaliyetleri arasında yer alması sebebiyle bu kurallara uyulmamasından kaynaklı doğabilecek zarar ve tehlike boyutunun somut olayda ortaya konması hukuken beklenemez.
Örneğin 2016 da üstlendiğim bir vakada evine 2 km mesafedeki köy yolunda sabaha karşı saat 04.20 sularında 1.4 promil alkolle seyreden sürücünün yolun o saatlerde neredeyse hiç işlek olmadığı, alkol aldığı yer ile evi arasındaki mesafenin sadece 2 km olduğu, bu açıdan bir tehlike oluşsa bile bunun çok düşük düzeyli olduğu, sürüş boyunca 30 km/sa hızla seyrettiği hususu da nazara alındığında mevzuatın alkol limitini aşsa da düşük hızla kısa mesafe ve boş yolda seyretmesinin suç kastının yoğunluğu açısından aynı sonucu doğurmaması gerektiği; bu nedenle “trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu” yönünden hukuka aykırılık unsuru ile manevi unsurun oluşmadığı yönündeki itirazı dinlenmeyerek sürücü hakkında ceza verilmiş idi. Bu yargısal tutum önleyici kolluk faaliyetinin yöneldiği amacın üstünlüğü itibariyle anlamında değerli olmak yanında, devletin sadece kişileri diğer kişilere karşı değil kendine verebileceği zararlara karşı korumak görevini de üstlendiği koşulların ifadesidir. Elbette kural bilinci gelişmiş ve denetim odaklı gelişme yerine özdenetim ve özyönetim odaklı gelişmenin mevcut olduğu koşullarda kurala uyulmaması ihlal için yeterli kabul edilecektir. Önleyici kolluk faaliyetinde tehlike/zarar boyutunun tartışılmasının gelişmiş bir bakış açısı olmadığını da -burada ifade ettiğim bir kısım görüşler aleyhine de olsa- itiraf etmelidir.
Ancak ihlalin yukarıda örneklenen olay aksine mevzuattaki limitlere çok yakın olduğu, örneğin mevzuatın tanıdığı sınırlar dahilinde ceza limitinin 90+, hızın ise 92-93 olduğu bir vakada uygulanan yaptırımın adil olup olmadığı ise ayrı bir sorgulama konusudur. Benzer şekilde 0.50 promile sınır değerlerin de yaptırıma yol açması incelemeye değerdir. Mevzuatta bununla ilgili bir hüküm olmasa da mahkemelerimiz ölçümlerdeki sapma olasılıkları veya trafik akışının getirdiği zorunluluklar sebebiyle cezanın hakkaniyetli olmadığı sonucuna ulaşarak iptal kararı verebilmektedir.
Kişilerin yaptırım kararlarına itiraz ederken hangi kuralların uygulanacağı, birey için adil ve hakkaniyetli uygulama ile idarenin denetim hak ve yetkisinin sınırlarının ne şekilde belirleneceği kişiler için belirsiz, hukukçular için daima tartışmalı bir alandır. Bu kapsamda idarenin yetkilerine genişlik tanınması denetimin dayandığı kamu yararının bir gereği olsa da bu yarara mutlak üstünlük vermenin yol açacağı hak ihlalleri, bu güce dayanılarak elde edilen yarardan fazla olabilir. Bu nedenle trafik denetim uygulamalarında sadece mevzuatın lafzı değil içtihatlar ve bu içtihatların işlem tesis eden kamu ajanları tarafından algılanmış olması da önem arz etmektedir.
Trafik Denetimi Uyarı Levhasının veya Hız Limiti Değişim Levhasının Olmaması/Yanlış Yerde Olması
İncelenmesi gereken diğer bir kısım, yaptırımın subjektif esaslardan, yani sürüş mahallinin normatif özellikleri ve sürücünün somut durumundan tümüyle kopuk koşullarda tesis edilmiş olması halinde denetimlerin sistemik düzeyde hata içerdiği görüşüdür.
Sürücüler yerleşim yerlerinde 70 km/sa hız limitini geçmemeleri gerektiğini bilmelidirler ancak okul bölgesini peşinen bilmeleri mümkün olmadığı için 30 km/sa hıza uyum sağlayabilmeleri için uyarı levhasının bu geçişi sağlayabilecek mesafede olması, denetim cihazının veya uygulamasının da bunu amaca uygun şekilde ölçebilecek mesafede yer alması gerektir. Bu koşullardan birine uyulmadığı halde yaptırım kararı görünüşte hukuka uygun olsa da gerçekte iptali hak etmektedir.
Aynı şekilde hız limitlerine uyması beklenen sürücünün bu değişimlere ilişkin doğru yerde görülebilecek şekilde uyarılması ve elbette denetim yapıldığı uyarısı da kamu barışı ile kamu düzeninin sıkı bağlantısı için bir gerekliliktir. Bunun aksi uygulamalar kişileri yaptırım uygulamak üzere kollamakla eş anlamlıdır. Umarız sürücülerin ödediği tonla para tüm bunların sorgulanmasına vesile olur!
Beytepe Mah., 5341 Sk., No:2, Keyvan Acrux Ticari, 06800 Çankaya/Ankara
© Canset Yıldız Hukuk Danışmanlık . All Rights Reserved. Designed by medyANKA